|
TARİHÇİLERİN KUTBU: HALİL İNALCIK KİTABI
Nail AYTAR
Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık kitabı Emine ÇAYKARA tarafından söyleşi tarzında yazılmış 614 sayfalık, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkmış bir kitap.
Kitapta şeyh-ül müverrihin (tarihçilerin şeyhi) olarak tanımlanan Prof.Dr.Halil İnalcıkın hayat hikayesi, akademik çalışmaları, eserleri ve tarihe bakış açısı itibariyle bir ilim adamının nasıl olması gerektiğini görmekteyiz. Günümüzde dünya görüşüne veya bulunduğu ortamın çıkarlarına uygun roman yazar gibi tarih yazanlara belgeli araştırmacı tarihçiliğin nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Popüler olmak için muhakkak kamuoyunun ideallerini veya hurafelerini benimseme saplantısına düşmeden tarihçilik yapmıştır Halil İnalcık. Tarihçi kimliğiyle yetiştirdiği öğrencilerinin birçoğu bugün akademik kariyerlerinin en uç noktasına gelmiş ilim adamları olarak hocanın yüzünü ağartmaktadır. Özellikle ilgi alanı olan Fatih devri ve Osmanlılar konusunda yaptığı çalışmalar bu konuda yapılmış çalışmalar içerisinde önemli bir yer tutmaktadır.
26 Mayıs 1916 (veya 7 Eylül 1916da) yılında İstanbul Kızıltoprakta Seyid Osman Nuri ve Ayşe Bahriye Hanımın ilk çocuğu olarak doğan hocanın tam adı dedesinin adı olan Halil İbrahim İnalcıktır. Dedesi Kırım hanlarının payitahtı olan Bahçesaraydaki Han Camiinin müezzinliğinde bulunmuş ve Kırımda yaşayarak ölmüş oğlu yani hocanın babası Seyit Osman Nuri 1905 Japon-Rus harbi çıkınca askere gitmemek ve Ruslaştırma politikaları sebebiyle Türkiyeye göç ederek yerleşmişler. Babası kendi ifadesiyle
milliyetçi, Türkçü bir insan; Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı (Tercüman gazetesini çıkaran, Dünya Türk Birliğini ilk defa ortaya atan gazeteci) ekolünden
Hocanın profesörlük tezi olan Viyana Muhasarası konusuyla ilgili söyledikleri ise orta okul tarih bilgisi seviyesi ile kendilerini alim sananlara güzel bir cevap niteliğinde.
Kahlenberg tepesi çok ilginçtir; 1683te Türkler Viyanayı kuşattığı zaman, Leh-Alman-Habsburg ordularının karargahı olmuştur Kahlenberg tepesi
Aşağıda Türkler muhasara ediyor, tepeden Viyana görünüyor, onlar da Türklere karşı harp planını orada yapıyorlar. Kilisesi de müzesi de vardır. Kahlenberg Tepelerinden Leh süvarileri süratle inerken, Alman orduları top tüfek ateşiyle eşlik ediyor. Muhasarada Osmanlı başkumandanının büyük hatası oldu. Merzifonlu, Viyana düşmek üzere sanarak, Yeniçerileri, yani ateşli silahlar kullanan ordunun büyük kısmını metrisler içinde bıraktı. Onları gelen düşmana karşı almadı orduya, o yüzden müthiş bir yenilgi, panik oldu. Tam bir katliam
sayfa 118
Napolyon nasıl Fransayı mahvetmişse, Osmanlıyı da Merzifonlu Mustafa Paşa mahvetmiştir; düşüncesiz, mağrur bir adamdı. Halbu ki bizde hala korunur. Tarihçi olarak Merzifonlunun büyük hata yaptığını yazdım; nitekim Budin beylerbeyi onu uyarmıştı. Merzifonlunun Avrupa ordularının silah gücü hakkında bir fikri yoktu
Almanya Avusturya iyi hazırlık yapmıştı, Merzifonlu yüz binlerce insanı oraya götürse gene kazanamazdı, çünkü Almanya o zaman askeri bakımdan çok güçlüydü. Onu kestiremedi. Budin beylerbeyi hudutta olduğu için biliyordu o şartları, Viyanaya gitmeyin, dedi ama dinletemedi
sayfa 119
Osmanlı İmparatorluğunun duraklama ve gerileme devri için söyledikleri ise bize klasik kitaplarda anlatılanlardan çok farklı ve objektif. Gerileme devri olarak baz alınan toprak kaybından ziyade gelişen dünya şartlarına uyamayışımızı teknolojik ve ticari sahalarda zayıf kaldığımızı anlıyoruz.
Osmanlı gücünün gerilemeye başlaması çok daha önce 1593-1606 Avusturya savaşında on üç senelik savaşta, o zaman Avrupa askeri alanda devrim yapmış; orduları, ateşli silahları, at üzerinde tüfekli askerleri
Bizim timarlı süvariler mızrak kullanıyor, Avrupalı asker, tüfekle savaşıyor.Sonra yivli tüfek keşfetmişler, yani çok daha sert, zırh delen tüfekler. Çok daha uzağa gidiyor ve sert
Avrupa askeri bakımdan çok ileri bir hale gelmiş ve o zaman cepheden Osmanlı paşalarından saraya, Aman bize ateşli silahlarla donatılmış asker gönderin, süvari bir işe yaramıyor diye raporlar geliyor.Savaşın on üç yıl sürmesi bu yüzden, Avrupa ile aramızda mesafenin açıldığı devir bu 1593-1606 savaşlarıdır; kültür, silahlar, teknoloji bakımdan Avrupanın çok ileri gittiği bir devre rastladı. Mektep kitaplarında bunlar bulunmuyor maalesef. O savaştaki ayrıntıları gördüğümüz zaman Osmanlının nasıl Avrupa karşısında aciz kaldığını görüyorsunuz. Avrupa ilimde, teknikte, teknolojide o kadar büyük adımlar atmış ki
Kolonileri ile ekonomik bakımdan Avrupa çok zenginleşmiş, güçlenmiş. Böyle bir kıta karşısında artık Osmanlı, Kanuni devrindeki gibi kolay zaferler elde edemiyor.sayfa 120
1943 yılında DTCFnde Viyanadan Büyük Ricatte Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı teziyle doçent olmuş. Profesörlük tezi olarak 1952 yılında sunduğu Viyana Bozgunu Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı araştırması daha sonraki yıllardaki materyallerle zenginleştirilmiş olmasına rağmen kitap olarak basılmamış ve şu an hoca tarafından Bilkent Üniversitesinde kurulmuş olan Halil İnalcık Center for Ottoman Studiese yeni araştırmacıların istifadesine sunulmak üzere verilmiş. Balkan ülkeleri her zaman ilgi alanı içerisinde kalmış bu ülkelerle ilgili pek çok araştırma ve makaleleri yayınlanmıştır.
Bazı tarihsel ve sosyolojik saptamalarına ise katılmamak mümkün değil.
Hiçbir kültür diğerinden üstün değildir. Afrikanın ortasındaki kabilenin kültürü, Batının Londradaki kültürle aynı değerdedir. O kültür, toplumun yarattığı, onun hayat fonksiyonlarını yerine getiren bir yaşam cihazıdır. Her toplumda onun yaşam kurallarını tayin eden belli bir yapı vardır
sayfa 443
Mümkün olduğu kadar tarafsız olmaya gayret ederek tarihsel analizler yapıyor belgeleri objektif bir metodla tahlil ederek tarihi gerçeği formüle etmeyi benimsiyor. Bazı zorlukların sebebi olarakta tarihi yazmayışımız özellikle tafsilatlı yazmayışımız görünüyor hocanın dediği gibi biz tarih yapan bir milletiz, fakat yazan bir millet değiliz.
Gene Türkiyede ve dünyada tanınmış tarihçilerden Prof.Dr.İlber Ortaylı ve Ankara Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği kurucularından ve EMEL Dergisini çıkaran gruptan rahmetli babası Kemal Ortaylı ve annesi Şefika Ortaylıdan da bahsetmektedir.
Babası Kemal Bey, babam gibi Kırımlı bir mülteci. İlber, Viyanada doğuyor. Kemal Bey, Almanlarla Kırım davası için mukavemet hareketinde, Ruslara karşı savaşan bir subay. Kırım askeri birliği vardı, onlarla beraber Almanyaya çekildi, ondan sonra Viyanaya yerleştiler. Kemal Bey kahraman, yiğit bir vatanseverdi, benim yakın dostumdu. TTKnda Kırım tarihine ait, Rusçadan Türkçeye birkaç çeviri yaptı, bazıları basıldı. İlberin annesi bildiğime göre Kırımlı asil bir aileden, bir Tatar mirzasının kızı imiş. Annesi DTCFnde Rusça hocası olarak uzun yıllar çalıştı, İlberin Rusçası da oradan geliyor
sayfa 324
Baba yurdu Kırım hakkında da birçok araştırma ve yazıları olan hoca bu konuda
Kırım Hanlığı üzerinde bazı araştırmalar yaptım.Daha sonra Ukraynaya, üniversitede bir konferans vermek için Kieve davet edildim. Bugün Kırım Yarımadası, Ukraynanın bir parçasıdır. Yalnız Sivastopolde, Ruslar hala askeri üssü muhafaza etmektedir, oraya girmek yasak. Orada, İstanbulu, Türkiyayi tehdit eden nükleer silahlar olduğu söyleniyor. Allah korusun bir harp çıksa, Anadoluyu, Türkiyeyi alt üst eder Ruslar; o üssü muhafaza ediyorlar. Kırım daima Türkiyeye uzanmış bir askeri üs gibidir; Stalin, biliyorsunuz, Kırım halkını, üç yüz bin kişiyi sürdü Kırımdan. Kırım Yarımadası son derece önemli stratejik bir üs halinde
1994te gittim. Bahçesarayda, bir zamanlar dedemin Han Camiinde müezzin olduğu Hanların payitahtı Bahçesarayda bir kurultay toplandı 1994te. Sürgünün 50.yılında, Simferapolde, sürgünden dönenlerin büyük bir toplantı yaptıklarını anlatmıştım. Ukraynaya seyahatimde önemli bir şey keşfettim; Kırımlıların çocuklar için vakıf kütüphanesi vardır, orada eski harflerle 60 küsur cilt saklamışlar. Kırımdaki Hanlık devleti zamanından kadıların sicillerinin fotokopileri
Bütün Kırım tarihi, sosyal hayatı, bu ciltlerde, bir kopyasını aldırdım. Maalesef çeken fotoğrafçı dikkat etmemiş, yarısı okunmuyor, berbat. Şimdi yeniden bir nüshasını getirttik. Bu sicillerin aslı St.Petersburgda Şark Dilleri Enstitüsünde saklı imiş 110 cilt. Bu vesika külliyatı, Kırım Hanlığının tarihi için birinci dereceden mühim
Şimdi aslından aldık. Bu arşivin bulunması önemli bir keşifti, bir makale yazdım Belletende (Kırım Hanlığı Kadı Sicilleri Bulundu Belleten no.227, 165-190). Kırım Hanlığı Rusyaya karşı Türkiyenin bir kalkanı olmuştur, bütün tarih boyunca
Bugün 250-300 bin Kırımlı yaşıyor Kırımda, fakat ikinci sınıf vatandaş olarak, Ukrayna onlara vatandaşlık vermiyor, ama Kırımlıların kendi geleneksel Kurultayları var
sayfa 335-336
Evliya Çelebi ile ilgili söyledikleri de bizim tarihçilik yapış metodumuz, kaynaklarımız konusunda sapla samanı karıştırdığımızı gösteriyor.
Evliya Çelebi bir musahiptir, bu ayrı bir sanattır. Önemli kişilerin, sultanların, paşaların musahibi vardır. Musahib denilen sınıf güzel yazma, konuşma bilir. Bin türlü marifet sahibidir
Musahib aynı zamanda hokkabazdır, sesi güzeldir, hafızlık, elçilik yapar. İçki sofrasında paşayı eğlendirmek lazım, önünde parende atıyor, masal anlatıyor
Evliya Çelebi der ki, Kırımdan denize attım kendimi, Dobrucadan çıktım
sayfa 464 Evliya Çelebiyi onun bir musahib olduğunu daima göz önünde tutarak, dikkatli, eleştirel bir gözle okumak gerekir. Sadece bir kaynağı okuyarak kesin hükümler vermemek gerektiğini anlıyoruz. 1985 yılında Kudüsteki bir toplantıda büyük tarihçilerden Bernard Lewis hoca için
Köprülü ve Barkan zamanının büyük alimiydiler, Halil İnalcık tüm zamanların büyük alimi
diyerek hocanın tek yönlü vesikalarla çalışmadığını tahrir defterlerinden başlayıp, iktisadi tarihe, kadı siciline, beratlara kadar hayatın bütün safhalarına gider ve daha ilginci edebi metinleri incelediğini ifade etmiştir. Onun için hocaya kimse biz yeni görüşle çıkıyoruz, siz eskisiniz diyememiştir. Hatta batılı ilim adamları hocanın çalışmalarını çıkarırsanız Osmanlı tarihinde hiçbir şey kalmaz demişlerdir.
|
|